Sanat, yalnızca bir duvarda sergilenen bir tablo ya da mekâna eklenen dekoratif bir obje değildir. Renkleri, formları ve anlatımıyla bulunduğu alanın atmosferini değiştirebilir; mekânın nasıl algılandığını ve nasıl hissedildiğini etkileyebilir. Bu nedenle sanat ve mimarlık, aslında birbirini besleyen iki farklı tasarım dili olarak karşımıza çıkar.
Sanat ve Mekân Arasında Bir Bağ
Bu yaklaşımda amaç, bir tabloyu olduğu gibi zemine aktarmak değil; eserin ruhunu, geometrisini ve karakterini koruyarak farklı bir ölçekte yeniden yorumlamak. Böylece sanat ile mimari arasında doğal bir bağ kuruluyor ve her mekân kendine özgü bir hikâye anlatmaya başlıyor.,
Bir Eserden İlham Almak
ASPEN DENDRO olarak bu iki dili bir araya getirirken, farklı sanatçıların eserlerinden ilham alıyoruz. Bir tablonun içindeki belirgin bir formu, tekrar eden bir deseni ya da dikkat çeken bir geometrik kurguyu seçerek onu ahşabın doğal dokusuyla yeniden yorumluyoruz.
Buradaki amaç, eseri olduğu gibi zemine taşımak
değil; onun karakterini ve verdiği hissi koruyarak yeni bir tasarım dili
oluşturmak. Böylece sanat eserinde gördüğümüz bir detay, farklı bir ölçekte ve
farklı bir malzeme üzerinde yeniden hayat buluyor.
Zeminden Başlayan Bir Hikâye
Bir mekâna girdiğimizde zeminin etkisini çoğu zaman fark etmesek de, zemin aslında mekânın bütünlüğünü oluşturan en önemli yüzeylerden biri. DENDRO’nun sanat eserlerinden ilham alan parke tasarımlarında ise bu yüzey, yalnızca tamamlayıcı bir unsur olmaktan çıkıp mekânın hikâyesinin bir parçasına dönüşüyor.
Ahşabın doğal dokusu ile sanatın özgün dili bir
araya geldiğinde ortaya yalnızca bir parke değil, mekâna karakter kazandıran
bir tasarım çıkıyor. Çünkü bize göre iyi tasarım, yalnızca güzel görünmekle
kalmaz; bir duygu yaratır, bir hikâye anlatır ve bulunduğu mekânla birlikte anlam
kazanır.
Kaynakça:
DENDRO Parke Sanayi A.Ş. |
Lamine Parke Üretici